Endüstri Devrimi ve Medyaya Yansıması Olan Dört Dizi

Sanayi İnkılabı Nedir?

Sanayi İnkılabı nedir? Tarih derslerinde sürekli gördüğümüz sanayi inkılabının aslında ne olduğunu birazdan öğreneceğiz. Rönesans ve Reform gibi aydın düşüncelerin etkisiyle Avrupa’da dengeler değişmeye başladı. Bilimsel düşünceler ve teknik gelişmeler hızla artıyordu. Önceden insan gücüne dayalı olan çalışma stili artık yerini makineye  bırakıyordu.18.yy’da James Watt‘ın icat ettiği buharlı makineyle artık yeni bir dönem resmi olarak başlamıştı… Artık dünya yeni bir düzene kendisini yavaş yavaş bırakacaktı.

James Watt Kimdir?

19 Ocak 1736’da İskoçya’da zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası gemi işleten zengin biriydi ve annesi de oldukça kültürlü bir kadındı. 19 yaşında Londra’da ölçüm aletleriyle ilgilenen bir adamın yanında çıraklık yaptı. Fizik ve kimya hocalarından dersler de alarak kendisini oldukça geliştirdi ve buhar gücü üzerinde çalışmaya başladı.

Bir anda makineyle tanışan insanlar çok hızlı bir şekilde kendilerini çalışma dünyasının içerisinde bulmuşlardı. Fabrikalar ve makineler hızla artıyor bununla doğru orantılı olarak da çalışma saatleri de artmaya başlamıştı. İnsanlar on sekiz saat çalışıyorlar ve bunun karşılığında ise emeklerini asla alamıyorlardı. İşte böyle bir dönem elbette medyaya da yansıdı. Birbirinden güzel diziler içerisinde hafızamda en çok yer edinenleri sizler için derledim.

4.) Deadwood (2004-2006)

Deadwood dolaylı olarak da olsa endüstri devriminden bahseden bir dizi. Konusundan kısacak bahsedecek olursak: 1870’li yıllarda Güney Dakota‘da küçük bir madenci kampı gittikçe büyüyor ve bir kent haline geliyor. Güney Dakota bir eyalet haline geldiğinde ve seneler geçtiğinde  karakterlerimiz yeniden bir araya geliyorlar.

Başrollerde  Timothy Olyphant, Ian McShane, Molly Parker ve Robin Weigert var. 12 bölümden oluşan dolu dolu üç sezonu var. Aslında gerçekte yaşanmış bir olayın senaryolaştırılmış bir halidir diyebiliriz. 1874’de altının keşfedilmesiyle Güney Black Hills’e altın madenleri bulunmuştu. 1876 yılında da madenciler Kuzey Black Hills’e gelmişlerdi. İşte kasabanın doğuşu böyleydi. O yeşil vadiler altın vurguncularıyla dolmuştu. Altına susamış insanların kasabayı işgaliyle birlikte  Deadwood kasabasında dengeler değişmeye başladı. Altın arayan insanların kampları, kumarbazlar, silahşörler derken dizinin çok farklı bir atmosferi oluştu. Batı kapitalizminin gelişimine ağır bir eleştiri sunan bir dizi aynı zamanda.

Bu zamana kadar izlemediyseniz izlemenizi şiddetle öneririm…

3.) The English Game (2020 -)

The English Game, 2020 yılında 6 bölümlük olarak yayımlanmış bir Netflix dizisi! İkinci sezonun gelip gelmeyeceği hala belli değil. Sevenleri ikinci sezonu dört gözle beklese de resmi bir açıklama gelmedi.

Sadece futbolun doğuşu anlatılıyor futbol da bana göre değil deyip henüz listenize almadıysanız çok şey kaybettiğinizi rahatlıkla söyleyebilirim!

Dizinin başrolleri arasında Edward Holcroft, Kevin Guthrie, Charlotte Hope, Niamh Walsh yer alıyor. Konusundan kısacak bahsedecek olursak  da dizi 1870’lerde İngiltere’de futbolun gelişmesini anlatıyor. Futbol ilk oynandığı sırada aristokrat zengin kesime hitap eden bir spor dalı olarak gösteriliyor. Orta kesime futbol oynayabilmesi için fırsat dahi verilmiyor. Yine sınıf ayrımının keskin bir şekilde işlenildiği dizilerden. Orta kesimin futbolu aristokratlardan daha iyi oynayabileceği anlaşılınca ise  sürekli kuralların değiştiğini ve yenilendiğini gösteriyorlar bize.  1880’ler İngilteresi, Sınıf ayrımı, İngiliz-İskoç milli bilincinin oluşması ve sahadaki o muhteşem sahneleri merak ediyorsanız sizi hemen diziyi izlemeye davet ediyoruz! Bonus olarak kasvetli İngiliz sokaklarında sanki bir zaman makinesiyle gezindiğinizi hissedebileceksiniz.

2.) Downton Abbey (2010-2015)

Yavaş yavaş zirveye yaklaşıyoruz. Downton Abbey benim en sevdiğim, en etkilendiğim dizilerden bir tanesi. Kalabalık kadrosu, uzun süren sezonları ve değindiği gerçek olaylarla oldukça doyurucu bir yapım aslında. Dönemin kıyafetlerine bayılacağınız, İngiliz soğukkanlılığını sonuna kadar hissedebileceğiniz bir dizi. Aynı zamanda da endüstri devriminin en güzel yansıtıldığı dizilerden. Daha jeneriğiyle bile kalbinizi pırpır ettirebilecek bir dizi. Tarihi yapımlara bayılıyorsanız jenerik müziğinden bile diziye bağlanacaksınız. Bu kadar övgü yeter kısaca dizinin konusundan bahsedelim öyleyse. İngiltere’de 20.yy’ın başlarındaki malikanede geçen olayları anlatıyor dizi. Aslında tek bir başrol yok bir sürü başrol var. Yan karakterlerin hikayesini bile benimsiyorsunuz hemencecik. Hele de öyle tatlı bir hizmetli kadrosu var ki tam bir seyir zevki!

Aristokrat olan Crawley ailesinin başına gelmeyenler kalmıyor tabi. Dizi boyunca Titanik‘in batması, 1.Dünya Savaşının başlaması, İspanyol grip salgını, Marconi skandalı, Özgür İrlanda Devleti oluşumu gibi bir sürü gerçek olaya da ev sahipliği yapıyor. Diziyi izlerken İngilizlerin olayları soğukkanlı olarak karşılayışına sizler bile şaşıracaksınız öyle ki  ölümler karşısında bile yıkılmayan bir soğukkanlılık! Kadın hakları hakkında da bir şeyler bulabileceğiniz bu dizide aslında yok yok. Zengin oyuncu kadrosu ile mutlaka siz de kendi içinizi ısıtacak bir şeyler bulacaksınız. Aristokrat kesim ve ‘sıradan’ insanın hayatlarındaki trajedi çok ince bir çizgiyle dizide servis ediliyor ve bu serviste de kendinizden bir şeyler bulabilmeniz elbette ki mümkün.

Bonuuus:

Dizide yok yok derken ciddiydim! Dizide Türk bir diplomat rolüyle Theo James bile yer alıyor. Peki Kemal Pamuk‘un başına neler geliyor? Merak ediyorsan seni Netflix’e alalım yavaşça. İzlediğine hiç pişman olmayacağın bir dizi seni bekliyor.

1.) North And South (2004)

BBC‘nin bu dört bölümlük mini dizisi benim en favori dizim. Dönem aşklarının naifliğine, İngiliz sokaklarının dar ve kasvetli yapısına, İşçi haklarına ve Endüstri dönemine en iyi vurguyu yapan dizi diyebilirim. ( Bu yorumlar maaalesef ki şahsıma aittir ve oldukça duygusal davranılmıştır.) Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse Elizabeth Gaskell‘in aynı isimli romanından uyarlama. Zaman olarak 19.yy ortaları. Başrol ve çok tatlı olan Margaret Hale  kızımız İngiltere’nin sakin ve güney kasabası olan Helstone’dan Milton’ta taşınmak zorunda kalır. Milton ise tam bir sanayi şehridir.  Güney kasabası sahneleri renkli gösterilirken Kuzey olan Milton sokakları hep kasvetlidir. Fabrikalar, işçi hakları ve sendikaların anlatıldığı dizide ufacık da olsa aşktan da bahsedilir. Ama o ne güzel ne görkemli bir aşktır!

SPOILER!

John Thornton: ” Look back at me.. ” Diziye dair en sevdiğim olay da Bay Thornton’un değişimiydi elbette. İlk bölümde katı bir işveren olan John Thornton’u fabrikada uçuşan pamukların arasında görüyoruz ve dizi bittikten sonra da naifliği karşısında onu pamuklara sarmak istiyoruz. Başrol kızımız Milton’a geldiğinde ise çok çarpıcı bir yorumda bulunuyor. “Cehennemi gördüğüme inanıyorum, o beyaz, bembeyaz.” Cehennem diye bahsettiği şey tabi ki pamuk işçilerinin fabrikalarda yaşadıkları cehennemi andıran dramı.

Bugün ne izleyeceğim diye  kara kara düşünüyorsanız size çoktan dört dizi önerisinde bulundum bile. Dizileri izlediyseniz ya da izleyecekseniz yorumlarda buluşalım. Sizin de yorumlarınıza ihtiyacım var.

IELTS Nasıl Çalışılır?

Portfolyo Nasıl Hazırlanır?